Nerde son yazımı biraktim? Evet benim moda'nın anlayışım--yani sıfır.
Türkiye’ye geldim geleli altı yıl oldu artık. Bıyıksızlığımı
bir yana bırak, bir yerli erkeğinden o kadar farklı görünmüyorum. Görece esmerim. Gözlerim, mesela, çok koyu bir kahve rengi. Saçım da öyle. Tenim
beyazımsı, tamam, ama klasik bir İngiliz gibi şeffaf hayalet gibi değilim. Kiyafetimi
hep Türkiye’de satın aldım—stilim ‘yerli’ yani. Yine de, her İstiklal yada
Mısır Çarşı’dan yürüdüğüm zaman, tezgahtarlar aniden ama aniden benim yabancı
olduğumu kavrıyorlar ve yolumu kesip ‘Hello! Hello! Buy something’ diyerek bana
saldırıyorlar. Ama nasıl, nereden biliyorlar? Tip olarak Kıvanç Tatlıtuğ’dan
katbekat daha klasik Türk’e benziyorum. Biraz Acun Ilıcalı’ya benzerliğim bile
var. Nerden bu yabancı muamelesi? Çok abartılı bir şey istemiyorum, aslında. Yalnız
günlük hayatımda hiç kimse bir kutu lokma bana satmaya çalışmadan bir günü geçirebilmek
istiyorum. O kadar. Bu yüzden hiç kimsenin tarafından tanınmayacağım sırrını
aramaktayım, bu altı yıldır.
![]() |
Bu kostümü giydiğim zaman, Mısır Çarşısı rahat oldu. |
Bu sırrın peşinde bir deney yaptım, bir gün.
Kendimi Buraklaştırdım! (Burak hatırlıyor musun? Geçen yazım, yani Bölüm 1de, ondan bahsettim. İlk önce yapabildiğim kadar bir sakal bıraktım. Ondan
sonra, bir gömlek giyip, karnıma kadar düğmeleri açtım. Onun üzerinde bir siyah
deri ceketi omzuma attım, gittim Mısır Çarşı’ya. Kabadayı gibi bir taraftan
öbür tarafa göğsümü gere gere yürüdüm, kaşlarım çatarak. Yemin ederim hiç kimse
bana ‘hello’ demedi. Ben yerliyim sanmışlar mı acaba yoksa sadece
kaçınılması gereken bir manyağim
zannetikleri için miydi?
Genel olarak, bu yabancı olduğumu teşhir eden
sinyal yaymamı durdurmak istiyorum, fakat, ne tuhaf ki ara sıra benim
‘yabancılığımı’ muhafaza etmeyi tercih ediyorum. Sözgelimi yeni evlendiğim
zaman benim evde eşofmanla dolanmayı reddetmem mesela. Türkiye’de neden her
erkek eşikten geçer geçmez hemen bir pijama giyer diye merak ediyordum. Hatta,
sokakta gördüğüm erkeklere göre bir eşofman herhangi bir yerde ve her durumda uygun
bir giyimmiş. Benim Amerikan gözlerim için biraz fazla rahat, biraz sapık bile
görünüyor. Bir misafir gelip eşofmanlı halimi görşe ne söylecek? Amerika’da bir
eşofman giyersen ya spor külübünde sırf terli erkeklerin arasında antrenman
yapıyorsun ya sapıklık yapmaya karanlık bir porno tiyatroya geldin ya New
Jersey’lisin. Sakın bir kadın senin böyle giyinmeni görmesin. Sosyal hayatın
biter!
Benim yaştaki bir Amerikalı evde kendine rahat
hissetmek isterse genelde kot pantalon giyer. Valla. Türkiye’de ben de öyle
yapıyordum. Fakat her eve gelen misafirimiz art arda soruyordu, ‘niye eşofman
giymiyorsun? Daha rahat olacaksın!’ Yıllarca ayak diriyordum. Asla giymeyeceğim!
Asla giymeyeceğim! Bir prensip, bir onur meselesi bile gibime geliyordu. Ama
şimdi, nedense, benim eşofmanımı bulamıyorsam tepeme atıyorum. ‘O lanetli
eşofman neeeeerde?’ eşime bağırıp, çaresizlikten dolaptan her şey fırlatarak
bir acil arayışa başlarım. Bu ne demek acaba? Bana özgü Amerıkalılığımı yitirip
asimile mi olmuşum? Bu eşofman ne kadar memleketimin törelerine ihanet ettiğim
bir sembol mu oldu? Bilmem. Ben sadece eşomanımı istiyorum! İkna oldum. Rahat!
![]() |
Bu adam kendi düğününe gidiyor herhalde--eşofman her zaman uygun! |
Demişler ki, kadınlar ve kızlar medya ve
reklamlar tarafından çok etkileniyor. Dergi ve televizyondaki mankenler ve
ünlüler bir kızın öz-imajını şekillendirebiliyor. Emin ol ki, erkek için iki
kat daha geçerli, ama biz kabul edemeyiz. Ben bu fenomene ‘Cennet Kuşu Sendromu’
diyorum. ‘Gezegenimiz Dünya’ diye doğa belgeseli hiç izledin mi? You Tube’da
da bulabilirsin. Bir kuş var, Yeni Gine’de. Cennet Kuşu. Rengarenk erkek kuşu
kur yapmak için derviş gibi bir dans yapar ama bu dans yapmadan önce, hatta dişi
hiç piyasa da yokken, hazırlık yapıyor. Bekar kuş dans için bir sahne kurup,
kurduğu sahneyi bir çırpıyla süpüruyor. Ondan sonra gagasına bir yaprak alıp,
bu yaprağı bezi olarak kullanarak etraftaki dalları bile siliyor. Mumların
yakıp romantik müziğini koymasını bile bekliyordum! Erkek kuşu birkaç kız
tavlama ötmeleri attıktan sonra, renksiz zevksiz dişi Cennet Kuşu bir dala
konup, garibanımızın yaptığı dansı seyretmeye geliyor. Bu dans mühteşem bir
performans. Tam bir dervişin seması gibi, dönüp dönüp, tüylerin renklerini
tüm ihtişamıyla sergiliyor. Bu dans hatasız olması şart, çünkü öyle değilse bir
sürü aynı dans kusursuzca yapabilen erkek cennet kuşları var, ormanda, dişi
onların yanlarına gidecek. (Maalesef, You Tube’da ki videoda dans bitince kız biraz
düşündükten sonra, uçup kaçıyor! Bir teşekkür bile söylemeden.)
Insanoğlu erkekler olarak da biz çok benzer
bir dansı yapmaya çalışıyoruz. Bir dişinin gözünü almak için envai çeşit kur yöntemleri
deniyoruz ve fikir için etrafımızdaki erkeklere bakıyoruz. Biyologik açısından
en az onlara kadar renkli olmamız lazım yani. Bu bir bilim gerçek değilse neden
hepimiz tamamen aynı modayla giyiniyoruz? Benim tüylerim onun tüyleri kadar
gösterişli olması gerekiyor, çünkü. Bugünlerde Türkiye’nin erkeklerinin tüyleri dar beyaz tişört olmuş. Benim çalıştığım lisedeki çocuklar üniform gibi
giyiyorlar. Geçen yılın ilkbaharında ilk defa fark ettim—bir sınıfta on erkek
öğrenci aynı beyaz tişört giyiyordu. Allah allah, bir maç mı var bugün kendime
dedim. Bu nasıl bir forma! Ondan sonra sanki sokaktaki yanımdan geçen
erkeklerin yüzde altmışı da giyiyordu. Bir iki erkek için spor salonunda deli
gibi çalıştıktan sonra kazanmayı başardığı iri kaslarını gösterebilimek için
bir şeçenekti. Onları anlayabilirdim. Ama çoğunluğumuz için, bu beyaz tişörtün en çok gösterdiği özellik
ya bir göbek ya cılız bir gögüs ya erkek memeleri. Ama vücudun tipi ne olsa
olsun, dar beyaz tişört modası büyüyor.
![]() |
Kıçını yırtan erkek cennet kuşu ve oralı olmayan dişi |
Türkiye’de yaşayan bir Amerikalı erkek olarak
bazen kafam allak bullak oluyor, çok kültürlülüğümden. Benim kur yapma dansım çoktan
memleketimin erkeklerinden öğrenmiştim benimsemiştim ama her gün etrafımdaki
erkeklerden etkilenmeyeceğim demek değil. Yani aylarca ben eve gelirken aynı
dükkandan geçiyordum. Her gün vitrinde aynı dar beyaz tişört’e benzer uzun
kollu kazağa gözüm koydu. Giyinen idmanlı manken yaklışıklı olsa, bu kazakla
ben de öyle olacağım. Gitgide kendimin bu dar beyaz kazakla sokakta göğsümü
gere gere yürüdüğümü hayal etmeye başladım. Yakasını kaldırıp geniş omuzlarımda
siyah deri ceketim olacak. Bir sakal bırakamaszam bir takma sakal satın
alabilirdim. Bir şey olmaz. Eşim bu kazakta bir bakışta yanıma koşa koşa gelip, bir büyülenmiş
dişi cennet kuşu gibi ötmeye başlayacak.
Neye üğradığımı bilimiyorum. Biraz hafizamı
kaybettmişim galiba ama bir baktım, dükkandan çıkıyordum, elimde bir poşet var.
Poşetin içinde, o kazak! Giydiğimde eşimin tek yorumu şuydu ‘Sen çok kuro oldun
. Üstüne bir şey giy.’ Şimdi dolabımın dibinde duruyor. Ara sıra eşimin
sakladığı yerden çıkıyorum. Yatağın üstüne serip, gözlerimi dikip hasretle
bakıyorum. Eşim evde değilse, onu giyip mutfağa kadar kabadayılık takınıp
dolaşıyorum. İçimden beni bir kur yapma dansa çağıran içgüdüm var herhalde. Bir
kaç dakika sonra aynaya baktığımda aklımı başına devşiriyor. Çıkartıp yere
fırlatırım ve orada duran beyaz ucubeye korkuyla bakıyorum, denizin en derin,
kara sularından kaçan mutasyona uğramış bir yaratığa bakmışım gibi.
Son bir öğüt olarak bir şey söyleyim size. Bir
süre yaşamak için yurt dışına giderseniz (özelikle erkekseniz) kendi stilinizle
tam olarak nasıl bir mesaj verdiğinizi, yani, nasıl bir tipin dikkatini
çekeceğnizden emin olmak için yerli erkeklerin kur yapma yöntemlerini
gözemlemekle biraz vakit geçirseniz son derece faydalı olur bence. Yani
Bostonda eski Türkiyeli öğrencilerimden biri gibi olmayın, sakın, o ki hem
bayağı pos bir bıyığı bıraktı hem kahramanı David Beckam’ı özenerek ünlü
futbolcunun o zamanlarda taktığı gibi her yer de şaç bandı takıyordu. Avrupa’da
erkek modasının dünyasında çok şık bir şeçenek olabilirdi ama bu kombin, onun
giydiği turkuaza çalan eşofmanla beraber, çok şaşırtıcı bir tipten ilgiyi çekti.
Buraya kadar okuduğunuza göre bu tip artık tanıyorsunuzdur. Yani pornucuya
benzeyen, ortayaşlı, bu öğrencimle aynı ‘giyim zevkisi’ olan bıyıklı erkekler.
Kötünün iyisi, öğrencim mecburen onunla farklı cinsel yönelim olanlara biraz
tolerans öğrenebildi. Ama onun kur yapma dansını izlemek için gökyüzünden uçup
gelmesini beklediği kuşlar bunlar değildi herhalde.